kitap etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
kitap etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

1 Kasım 2010 Pazartesi

So Tell the Girls I'm Back in Town

Şu minnacık tatili fırsat bilip kendime ufacıcık bir kaçamak verdim.
Aile denilen huzur yumağının kollarında, kuzen denilen neşeli insanların kahkahalarıyla demlendim.
Güneş içime işlesin diye bağrımı göğe açmışken üşüyen ayaklarımın sesine kulak vermedim.
Ayaktan üşüten insanın karnındaki gaz sancısını hiçbir battaniye dindiremezmiş, öğrendim.
Yabancı'nın memleketi burası diye düşünüp, "Kitap zevkimiz de tuttu deyyusla" derken sevgilimi özledim.
Puslu Kıtalar Atlası ile bulamadığım yoluma yüreğimden bir pusula çizdim.
Pompalı tüfekle koca bir kayayı vuramayıp, omzumu tüfeğe teptirmekle yetindim.
Silahlara antipatim genetik sebepli değilse de hayvan sevgim ırsiymiş, kabullendim.
Ikea'ya giren anne, yitik anne imiş, sabretmek gerekmiş, tecrübeyle sabitledim.
Sahil soğuğunda bira, palmiye gölgesinde rakı, otopark köşesinde tekilayla gülümsedim.
Ama hepsinden çok teyze mutfağının türk kahvesini özleyeceğim.
Çünkü şimdi gene "normal"in başlayıp "huzur"un tükendiği yerdeyim.
Ev(!)deyim.
Çok bilindik bir kokuyla süslenmiş, tanıdık bir tende çekeceğim uykuya hasretim.
Buyrun bu da tatilimdeki müziğim.

22 Ekim 2010 Cuma

Another One Bites the Dust

Ay Hev Sam Kuvesçıns Vol. #2

Yan masamdaki iş arkadaşım bilgisayarı yavaş çalıştığı için sinirlenip 10 dakikada bir mouse'unu masaya çat çut vuran bir ablayken...
Karşı masamdaki endüstri mühendisi teyze, kızının yanağında durduk yere pörtleyen et benini doktora göstermeye gerek olmadığını çünkü babaannesinin bir haftadır okuyup üflemekte olduğunu söyleyen zihniyetken... İş dünyasından soğumam yine de yersiz midir? En azından günlerden cuma olduğu için sevinmem normal ama öyle değil mi?

 
Bugün Yabancı ile bir kez daha karşılaşma ihtimalim varken ve sevgilime çok aşıkken ve ikinci baharımızı yaşıyorken ama Yabancı'yı da tüm hafta kafamdan tam olarak silip atamamışken kendime nasıl mani olmalıyım? Yoksa mani olmayıp gidebildiğim yere kadar gidip sonra kendimden nefret edip intihara meyilli depresif kişiliğime rağmen hayatımı idame ettirmeye mi çalışmalıyım?


  


Bu yaşıma gelip bunca bilimsel hede okuyup teknolojik nevalelerle haşır neşir oldum ama hala aklımın yatmadığı bazı şeyler var. Bunların başındaysa fotoğraf makinesi geliyor. Yaşanmakta olan capcanlı ve gerçek bir anı dondurup kaydedebilmek gözüme mucizevi bir şey gibi göründüğüne göre, acaba çok mu idiyotum?


Yıllar yıllar evvel iken... Develer pireleri düdükler iken... Ben lisenin koridorlarını ergen kaşarlığımla arşışnlar iken... Televizyonlarımızı şenlendiren Johnny Depp'li Magnum reklamını internette bulabilen var mı?
(Hatırlıyorsunuz değil mi reklamı? Johnny saten çarşaflarının içinde çırılçıplak uyumaktadır ve odaya giren kadın en seksi sesi ile "Johnyy..." diyerek çarşafı aşağı çeker. Çarşaf tam pelvis kaslarına gelmiş iken hatun kişi Magnum'u görerek ona yumulur -Yataktaki pelvisine kurban Johnny'e yumulmak varken- Çarşaf, Johnny ve heyecanlı hayallerimizse yatakta kalakalır...)


Sol omuzun arkasına yaptırılan minik şirin tatlı cici bir dövme de minik şirin tatlı cici bir kızın kevaşe görünmesine yol açar mı? Yoksa hiçbir yere yaptırılan hiç bir dövmenin hiç bir kız üzerinde böyle bir etkisi yok mudur zaten?





Şimdilik aklıma gelenler bunlar. Zihnimi meşgul eden sorunların sadece bunlar olmasına bakarak ne kaadr sığ bir insan olduğumu sizler de farketmişsinizdir sanırım. Ehe! Şaka yapıyorum.
Korkunç derinliklere sahip feylezof bir yapın vardır aslında. Sadece beynimi idareli kullanmaktan yanayım. Zeki olduğum kadar tutumlu, güzel olduğum kadar da küstahımdır!

FotoNot: Albert Camus'un Yabancı'sı hayatımda okuduğum en güzel kitaplardan biridir. şiddetli tavsiye etmek üzere apayrı bir yazı hazırlamayı düşünmekteyim bir ara. "Eyfel g.tüme, minare s.kime" moduna ihtiyacı olan herkesin şu andan başlayarak en yakın kitapçıya kadar koşmasını öneriyorum. Muc!

7 Eylül 2010 Salı

Singing in the Rain...

Böyle de bir şey var bu hayatta.
Önce yala bir uçtan öbür uca. Sonra yut tek hamlede oburca.
Git yenisini al dükkandan. Bu kez yutma ama.
Komidininin üzerine koy. İçin sıkılır gibi oldu mu geceleri...
Tutup yar ortasından ikiye.
Minik yudumlar almaya başla, yeni gelmiş gibi. Hatta dibini de vur masaya, orada olmayanların hatırına.
Gör bak nasıl da içine ay doğacak.
Ya da belki batacak.
İçine batacak.
"Keşke daha yavaş yudumlasaydım, gene bitti körolasıca!" diye hayıflanacaksın.
Gün ortasında birden duracak,
- Acaba a-da-ko değil de ku-ya-ra mıyım lan?
diye soracaksın.
"Bu son aldanışım değildi, biliyorum. Güveniyorum çünkü insanlara" diyeceksin bakkal seni kazıklayınca.
Daha güzel bir insan olacaksın beş vakte kadar ve daha aylak.
İnan bana. Bensiz de kalma.